Su Terazisi – Eşitliğin Artması Toplumları Nasıl Güçlendiriyor? (Richard G. Wilkinson, Kate E. Pickett)

Toplumu su terazisine koyduğumuzda hava kabarcığı bir tarafa hızlıca kayıyor. Bu çabuk kayma toplumsal eşitsizliğin ne kadar yüksek olduğunu da gösteriyor.

Eşitliğin ya da eşitsizliğin toplum yapısı üzerinde bu kadar etkili olduğunu düşünmüyordum. Su Terazisi‘nde eşitsizliğin bütün olumsuz yönleri, eşitliğin sağladığı faydaları örneklerle açıklanıyor. Verilen örneklere konu olan ülke sayısı yirmiden fazla ancak ülkemiz bunlar arasında bulunmuyor.

Richard G. Wilkinson ve Kate E. Pickett’in kaleme aldığı Su Terazisi gelir dağılımı toplum üzerindeki etkilerini çok güzel açıklıyor.Su Terazisi - Eşitliğin Artması Toplumları Nasıl Güçlendiriyor? (Richard G. Wilkinson, Kate E. Pickett)

Kitaptan altını çizdiklerim:

  • Bugün birçoğumuz, daha fazla değil daha az yemek yemenin yollarını arıyoruz. Ve tarihte ilk kez yoksullar ortalama olarak zenginlerden daha şişmanlar.
  • Devenin iğne deliğinden geçmesi zengin adamın Allah’ın hükümdarlığını kabulünden kolaydır.
  • Gelirler eşit olarak paylaşılsa ve herkese tamı tamına aynı miktar düşseyldi (tam eşitlik), Gini katsayısı 0 değerini alırdı.
  • Zengin ülkelerde sorunlara toplumun yeterince zengin olmayışı veya gereğinden fazla zengin oluşu değil, bu toplumlarda insanlar arasındaki maddi farklılıkların çok büyük oluşu yol açmaktadır. Belirleyici olan, kendi toplumumuzda başkalarına kıyasla nerede durduğumuzdur.
  • Bir ülkenin neden bir diğerinden başarılı ya da başarısız olduğunu anlamak istiyorsanız, bakılacak ilk şey eşitsizlik aralığıdır. Sağlıktaki ya da okul çocuklarının eğitim başarısındaki eşitsizliği azaltmak ve ulusal performans standartlarını yükseltmek için ayrı ayrı politikalar geliştirmeye gerek yoktur. Eşitsizliği azaltmak her ikisini de başarmanın en iyi yoludur.
  • Savunmaya çalıştığımız sosyal benlik kendi değer ve statümüzü yansıtır ve büyük ölçüde başkalarının bizim değerimizle ilgili algıları üzerine kuruludur.
  • Başarılı olmak, sosyal merdivende yukarı tırmanmakla hemen hemen eş anlamlıdır. Daha yüksek statü daima, daha iyi, daha üstün, daha başarılı ve daha yetenekli olmakla ilgili çağrışımları beraberinde getirir.
  • Tomas Scheff, utanç duygusunun başlıca sosyal duygu olduğunu söylemişti. Çünkü onur ve utanç, kendimizi başkalarının gözünden görürmüşçesine deneyimlemekte kullandığımız sosyal değerlendirme girdilerini oluşturur. Onur sosyalleşme sırasında yaşanan hazza ve utanç da acıya işaret eder; böylece, çok küçük yaşlardan itibaren, uygun sosyal davranışları edinmeyi öğreniriz.
  • Yabancılarla olan tüm etkileşimlemizin özünde, onların varacağı sosyal yargılar ve değerlendirmelerle ilgili endişeylerimiz yatıyor: Bizi nasıl değerlendirecekler, kendimizi onlara iyi bir şekilde sunabildik mi? Bu kırılganlık modern ruh halinin bir parçasıdır ve doğrudan doğruya tüketimin kapısını aralar.
  • Statü farklılıkları genişledikçe birbirimizi ölçüye vurmak daha fazla önem kazanır.
  • Araştırmalar göstermiştir ki daha eşitsiz ülkelerdeki insanlar, gelecekteki eşlerini seçerken, finansal gelecek, statü ve hırs gibi kriterleri romantik kriterlerden daha fazla dikkate almaktadır.
  • Eşitsizlik, şaşırtıcı olmayan bir şekilde, çok güçlü bir sosyal ayırıdır. Arkadaşlarımızı genellikle aşağı yukarı kendi eşitlerimiz arasından seçer ve çok daha zengin ya da çok daha yoksul insanlarla pek az ilişki kurarız.
  • Güveni ortaya çıkaran şey ortalama ekonomik refah düzeyleri değil, ekonomik eşitliktir.
  • Eşitsizlik arttıkça insanlar birbirlerini daha az önemserler, ilişkilerdeki karşılıklılık azalır ve herkes kendi başının çaresine bakmak zorunda kalır dolayısıyla kaçınılmaz olarak güven azalır. De Tocqueville’in işaret ettiği gibi, kendimize eşit görmediğimiz insanlar için daha az empati geliştiririz; maddi farklılıklar bizi sosyal açıdan birbirimizden ayıracak şekilde çalışır.
  • Ruh sağlığı sahip olunan bir şey değil, yapılan bir şeydir. Sağlıklı bir beyin için, kendinize değer vermek ve kendinizi kabul etmek zorundasınız.
  • Alain de Botton, statü endişesini “yaşamlarımızın büyük kısmını berbat edecek kadar tehlikeli bir kaygı” olarak tanımlar. Sosyal hiyerirşideki yerimizi korumakta başarılı olamazsak, başarılı insanlara hınçla ve kendimize de utançla bakmaya mahkum oluruz.
  • Richard Layard da kazanca olan bağımlılığımızdan söz eder. Ne kadar çok şeye sahip olursak o kadar fazlasını isteriz ve aile hayatımız, ilişkilerimiz ve yaşam kalitemiz pahasına maddi servet ve varlık peşinde koşmaya o kadar çok zaman ayırırız.
  • Kederli bir ruh, insanı bir mikroptan daha çabuk öldürebilir. John Steinbeck
  • Servet dağılımı ne kadar eşitse o toplumun sağlığı o kadar iyidir.
  • Yemek yemek en ilkel rahatlama biçimidir. Sheila Graham
  • Beden kitle indeksi = kg olarak ağırlık / (m olarak boy)kare
  • Şişmanlığın öznel statü algılarıyla olan ilişkisi, insanların gerçek eğitim ve gelirleriyle olan ilişkisinden daha güçlüdür.
  • Ev ortamının kalitesi gelirle doğrudan doğruya ilişkilidir.
  • Daha eşit ülkelerde çocukların hedefleri daha düşüktür; daha eşitsiz ülkelerdeki çocuklar ise daha yüksek hedefler peşindedir.
  • Bu çocuklar işçi sınıfından olduklarını bilmiyorlar; bunu ancak okulu bitirdikleri ve çocuklukları boyunca kurdukları hayallerin gerçek olamayacağını gördükleri zaman anlayacaklar.
  • Onurun yoksa hiçbir şeysin!..
  • Eşitsizlikteki artış statü mücadelesini kızıştırır: statü daha da büyük önem kazanır.
  • Çocuklar, gittikleri okullarda ve yaşadıkları semtlerde, statülerinin tehlikeye girmesi halinde şiddete başvurma olasılıklarını etkileyen deneyimler yaşarlar.
  • Güvenin düşük olduğu bölgelerde insanlar ortak iyilik için müdahale etmeye daha az istekli olmalarına rağmen, kavgaya daha hazır görünürler.esitlik_esitsizlik
  • Utanç ve aşağılanma, daha hiyerarşik toplumlarda daha hassas sorunlara dönüşür: Statü daha önemli hale gelir, statü rekabeti kızışır, statü işaretlerine ve sosyal başarıya erişme şansı olmayan insan sayısı artar. Eğer gurur duygunuzu bahçenizdeki kusursuz çimlerde alıyorsanız, birisi çimlerinizi çiğnediğinde bu hiç hoşunuza gitmeyecektir.
  • Eşitsizliğin artması, aşağı dönük sosyal önyargıları çoğaltır. Sosyal statümüzü, bizden alttakilere üstünlüğümüzü göstererek elimizde tutarız. Statüsü olmayanlar, bunun acısını kendilerinden aşağıda yer alan daha savunmasız durumdaki insanlardan çıkararak statü kazanmaya çalışırlar.
  • Kendileri gibi insanların çoğunlukta olduğu yerlerde yaşayan etnik azınlıklar, kimi zaman, baskın etnik grubun çoğunlukta olduğu yerlerde yaşayan daha varlıklı eşdeğerlerine göre daha sağlıklıdır. Ayrımcılığın ve önyargıların insanların mutluluğunu nasıl engelleyebileceğini çarpıcı bir şekilde kanıtlayan bu etkiye grup yoğunluğu etkisi adı verilir.
  • Önemli olması gereken toplumların bugün oldukları yere nasıl geldikleri değil, kendi eşitsizlik düzeyleri çerçevesinde şimdi nereye gitmek zorunda olduklarıdır.
  • İnsanlar eğitim, ırk ya da gelir neye göre sınıflandırılırsa sınıflanırılsın “eşitsizliğin nüfusun tüm alt grupları üzerinde karşılaştırılabilir bir etkisi olduğu” sonucuna varılmıştır hatta bu araştırmanın yazarları, eşitsizliğin toplumun her yerine yayılmış bir kirletici madde gibi davrandığını öne sürmüşlerdir.
  • Pek çok vanlı türünde çatışmaların büyük kısmı, tüm yırtıcılığıyla farklı türler arasında değil aynı türün üyeleri arasında yaşanır.
  • Seks bonomo toplumlarının tutkalıdır. Cinsel faaliyet çatışmaları azatır, dostluk sinyali gönderir ve stresli durumları yatıştırır.
  • Şempanzeler cinsel sorunları otoriteyle çözerler; bonobolar ise otorite sorunlarını seksle çözerler.
  • Kalp damar sistemini etkileyen en güçlü stres kaynaklarına yönelik çalışmalarda, “başka insanlarla yaşanan çatışma ve gerilimlerin, duygusal mutluluk üzerindeki ilk ve sürekli sonuçları açısından, açık arayla günlük yaşamın en sıkındı verici şeyi olduğu” sonucuna varılmıştır. İş hayatının talepleri, para kaygıları ve başka zorluklardan daha fazla.
  • Bizden yukarıda olanlar tarafından değersiz görüldüğümüz duygusu ne kadar güçlü ve başvurabileceğimiz statü kaynakları ne kadar azsa, kendimizden daha zayıf gruplara üstünlüğümüzü dayatarak kendimize saygımızı bir ölçüde geri kazanma isteğimiz o kadar artar.
  • Ekonomik gelişme ve ilerlemenin büyük kısmı yeniliklerden, yani aynı şeye daha fazla para harcamak yerine farklı şeyler tüketmekten gelir.
  • Tüketimin motoru büyük ölçüde statü rekabetidir.
  • Eğer standartlarımızı yükseltmezsek herkesin gerisine düşeriz ve etrafımızdaki her şey eski püskü, dökük ve modası geçmiş görünmeye başlar.
  • Eşitsizlik satü rekabetini kızıştırdıkça, biz de yarışta kalmak için o kadar çok çabalamak zorunda kalırız.
  • Richard Layard, hoşnutsuzluğu, zenginler tarafından toplumun geri kalanına çıkarılan bir maliyet olarak ele almıştır.
  • Yaşamsal gereksinimlerimizi yeterli ölçüde karşıladığımız noktada, görece farklılıklar önem kazanmaya başlar.
  • Eşitsiz ve bireyci toplumlarda yaşarken, kendimizi iyi bir ışıkta göstermek, olumlu izlenimler bırakmak ve başkalarının gözüne eksik ya da yetersiz görünmekten kaçınmak için eşyaları kullanırız. Tüketimcilik bize birbirimizden ne kadar güçlü bir şekilde etkilendiğimizi gösterir. Dahat bir yaşamın temel ihtiyaçlarını yeterince karşılayabildiğimizde, eşyalar giderek kendi içsel değerleri için değil, sahipleri hakkında başkalarına verdikleri mesajlar için kullanılmaya başlanır.
  • Savaş zamanı liderlerin bildiği gibi, eğer bir toplumun el ele verip çalışması gerekiyorsa, politikaların adil görünmesi ve gelir farklılıklarının azaltılması şarttır.
  • Değişimi yaratmanın özü, oluşacak yeni toplumun, zamanla yerini alacağı kurumların içinde ve yanı başında gelişmeye başlamasını sağlayacak yöntemlerin oluşturulmasıdır.
  • Nüfusun büyük bir kısmına kendini değersiz hissettirmek anca standartların düşmesine yol açabilir.
  • Önemli performans artışları ancak personel ortaklığı sistemlerine katılımcı yönetim tarzlarının eşlik etmesiyle ortaya çıkmaktadır.
  • Çalışanlar şirket hisselerinin çoğunluğuna ship olduklarında ve böylece işi kontrol ettiklerinde, şirketler mal olmaktan çıkıp topluluklara dönüşürler.
  • Ekonomi kuramı bize, rekabetçi bir pazarda fiyatların marjinal (ya da değişken) giderlere eşitleninceye kadar düşeceğini söyler.
  • Artan eşitsizlik insanları daha çok para harcamaya, banka ve kredi kartı borçlarını yükseltmeye ve tüketime para sağlamak için ikinci ipotekler yaptırmaya yöneltmiştir.

Bir Cevap Yazın