Hayvanlardan Tanrılara Sapiens

Hayvanlardan Tanrılara – Sapiens: İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi (Yuval Noah Harari – Çeviren: Ertuğrul Genç)

Hayvanlardan Tanrılara Sapiens, Yuval Noah Harari‘nin kaleminden alt başlıktaki gibi gerçekten insanlığın kısa bir tarihi. Oldukça yalın ve akıcı şekilde ilkel insanların gelişiminden başlayıp modern toplumlara kadar kendi türümüzün gelişimini bir roman havasında anlatıyor.

Sapiens, kitabını ele aldığımda ders kitabı gibi bir anlatım bekliyordum açıkçası. Ancak sayfaları çevirdikçe kitap elden düşmüyor.

Sapiens, dört ana bölümden oluşuyor; Bilişsel devrim, tarım devrimi, insanoğlunun birleşmesi ve bilimsel devrim. Belki biliyoruz birçok olayı ancak Harari küçük hikayelerle, araştırmalarla güzel bağlıyor.

Sapiens kitabından altını çizdiklerim:

Bilişsel Devrim

Sapiens Neanderthals

  • Bu kitabı okuyan herkesin Homo sapiens olduğunu varsayabiliriz. Homo (insan) cinsinin sapiens (zeki) türü.
  • Kurgular hakkında konuşabilme becerisi, Sapiens dilinin en özgün yanıdır.
  • Baskın üye (hemen her zaman bir erkektir) “alfa erkek” olarak adlandırılır. Diğer erkek ve dişi bireyler, alfa erkeğe itaatlerini önünde eğilerek ve sesler çıkararak gösterirler, tıpkı kralın önünde eğilen insanlar gibi.
  • Peugeot bir tür yasal kurgu olan “sınırlı sorumlu şirketler” kategorisindedir. Bu tür şirketlerin ardındaki fikir, insanlığın en dahiyane buluşlarından biridir.
  • Geçtiğimiz birkaç yüzyılda bu tür şirketler ekonomik ortamın başlıca aktörleri haline geldiler ve biz onlara o kadar alışmış durumdayız ki, onların hayal gücümüzde yaşadığını unuttuk. sadece zihinlerimizde var olmalarına rağmen, hukuk sistemlerimiz onları yasal ve adeta etten kemikten yapılmış yaratıklar olarak tanır.
  • Osmanlı İmparatorluğu’nun veya Cumhuriyet Devrimi’nin yükselişini anlamak için genlerin, hormonların ve organizmaların etkileşimini anlamak yeterli olmaz. Fikirlerin, hayallerin ve fantezilerin etkileşimini de hesaba katmamız gerekir.
  • Kurgu icat etme becerisi sayesinde Sapiens giderek daha karmaşık oyunlar üretiyor ve her nesil bu oyunları geliştirerek daha da ileri götürüyor.
  • Köpek, Homo sapiens tarafından evcilleştirilen ilk hayvandı ve Tarım Devrimi’nden önce evcilleştirilmişti.
  • Köpekler hem avlanmak hem de savaşmak, ayrıca vahşi hayvanlara ve davetsiz misafirlere karşı da bir alarm sistemi olarak kullanılıyordu.
  • Animizm (Latince ruh anlamına gelen “anima”dan) temel olarak her yerin, her hayvanın, her bitkinin ve her doğa olayının farkındalığı ve hisleri olduğuna ve insanlarla doğrudan iletişim kurabildiği fikrine dayanır.
  • Teizm (Yunanca tanrı anlamında “theos”tan), evrensel düzenin insanlar ve ruhani varlık olan tanrılar arasındaki hiyerarşik ilişki üzerine kurulu olduğuna inanır.

Tarım Devrimi

Sapiens Tarım Devrimi

  • Yaşam tarzınız sizi gayet iyi besliyor ve zengin bir toplumsal yapı, dini inanç ve siyasi dinamik sağlıyorsa başka bir şey yapmanıza ne gerek var ki?
  • Tarıma geçiş MÖ 9500-8500 yıllarında güneydoğu Türkiye, batı İran ve Levant bölgesinin tepelik arazisinde, düşük bir hızda ve sınırlı bir coğrafi alanda başladı. Buğday ve keçiler yaklaşık MÖ 9000’de, bezelye ve mercimek 8000, zeytin ağaçları MÖ 5000, atlar 4000 ve üzüm 3500 yıllarında evcilleştirildi.
  • Nasıl bir şirketin başarısı çalışanlarının mutluluğuyla değil de banka hesabındaki liralarla ölçülüyorsa, bir türün evrimsel başarısı da DNA kopyalarının sayısıyla ölçülür. Ortalıkta DNA kopyası kalmazsa tür yok olur, tıpkı arası kalmaya bir şirketin iflas etmesi gibi.
  • Tarihin en eski yasalarından biri de şudur: Lüksler zamanla ihtiyaç haline gelir ve yeni zorunluluklar ortaya çıkarır. İnsanlar belli bir lükse alıştıklarında bir süre sonra onu kanıksarlar. Onu yaşamlarında hep bulundururlar ve bir süre sonra onsuz yaşayamaz hale gelirler.
  • Pek çok Yeni Gine toplumunda, bir insanın zenginliği sahip olduğu domuz sayısıyla ölçülür. Kuzey Yeni Gine’deki çiftçiler, domuzların kaçmamalarını garanti altına almak için burunlarından büyükçe bir parçayı keserler. Domuz koklamaya çalıştıkça müthiş bir acı verir bu. Domuzlar koklamadan yiyeceklerini hatta gidecekleri yönü bile bulamadıklarından, sahiplerine tamamen bağımlı hale gelirler. Yeni Gine’deki başka bir bölgede domuzların gözünü çıkarmak adet haline gelmiştir, bunun amacı da hayvanların nereye gittiğini görememesidir.
  • Endüstriyel et çiftliğindeki bir buzağı, doğumdan hemen sonra annesinden ayrılarak vücudundan çok da büyük olmayan ufacık bir kafese koyulur ve bütün hayatını burada geçirir (ortalama dört ay). Kafesten asla çıkmaz, kaslarının gelişmemesi için diğer buzağılarla oynamasına veya yürümesine de izin verilmez, çünkü yumuşak kaslar yumuşak ve sulu biftekler demektir. Buzağının ilk defa yürüme, kaslarını esnetme ve diğer buzağılarla temas kurma fırsatı kesimhaneye giderken olur. Evrimsel anlamda buzağı tarih boyunca yaşamış en başarılı türlerden biridir. Fakat aynı zamanda gezegendeki en zavallı hayvanlardan da biridir.
  • İnsanların eşit olması da bir mittir. İnsanlar ne anlamda birbirlerine eşittirler?
  • Eğer insanlar, insan haklarının sadece hayallerinde yaşadığını fark ederse toplumumuzun çökme ihtimali ortaya çıkmaz mı?
  • Hayali bir düzeni korumak, sürekli ve büyük bir çaba gerektirir.
  • İnsanların yaşamlarını örgütleyen temel düzenin, aslında sadece hayallerinde var olduğunu fark etmelerini engelleyen üç temel etken vardır:
    • Hayali düzen fiziksel dünyaya gömülü durumdadır.
    • Hayali düzen isteklerimizi şekillendirir.
    • Hayali düzen kişiler arasındadır.
  • İnsan bilincinin hizmetçisi olarak doğan yazı, giderek insanın sahibi haline geldi. Bilgisayarlarımız Homo sapiens’in nasıl konuştuğunu, hissettiğini ve hayal kurduğunu anlayamadığından, biz de bilgisayarların anlayabilmesi için Homo sapiens’e sayıların dilinden konuşmayı, hayal kurmayı ve hissetmeyi öğretiyoruz.
  • İnsanlar isyankar yazı biçiminin kontrolünü tekrar ele geçirmeye çalıştığında, o da insan türünü ortadan kaldırmaya çalışır.
  • Amerikalıların 1776’da ilan ettiği Bağımsızlık Bildirgesi’ni imzalayanların çoğu köle sahipleriydi ve Bildirge’yi imzaladıktan sonra kölelerini salıvermedikleri gibi kendilerini de ikiyüzlü olarak görmediler.
  • Pek çok zengin insanın zengin bir ailede doğduğu için zengin olduğu ve pek çok fakirin de fakir bir ailede doğduğu için hayatları boyunca fakir kalacağı kanıtlanmış bir olgudur.
  • Para parayı, fakirlik de fakirliği çeker. Eğitim daha fazla eğitimi, cehalet daha fazla cehaleti doğurur. Bir dönem tarihin kurmanı olanların, tekrar kurban olması yüksek ihtimaldir. Aynı şekilde, tarihin zamanında ayrıcalık tanıdığı kesimlerin tekrar ayrıcalıklı olma ihtimali yüksektir.
  • “Biyoloji izin verir, kültür engeller.” Biyoloji çok geniş bir yelpazedeki olasılıklara hoşgörüyle yaklaşır. İnsanları bazı olasılıkları fark etmeye zorlayıp diğerlerini yasaklayan kültürdür.
  • Farklı hayatta kalma stratejileri sonucunda, erkekler hırslı ve rekabetçi, dolayısıyla ticaret ve siyasette başarılı olmaya, kadınlarsa yoldan çekilip hayatlarını çocuk büyütmeye adamaya programlandılar.

İnsanoğlunun Birleşmesi

Sapiens - Para Din Devlet

  • İlk evrensel düzen ekonomi üzerinden yükseldi: parasal düzen. İkinci evrensel düzen siyasiydi: imparatorluklar düzeni. Üçüncü evrensel düzen ise diniydi: Budizm, Hrıstiyanlık ve İslam gibi dinlerin evrensel düzeni.
  • Hikaye tarihteki en büyük fatihle başlıyor, bu fatih olağanüstü hoşgörülü ve uyumlu, dolayısıyla insanları ateşli taraftarlara çeviriyor; bu fatihin adı para. Aynı tanrıya inanmayan veya aynı krala itaat etmeyen insanlar seve seve aynı parayı kullanıyor.
  • Takas iyi bir yöntemdir ancak, sadece sınırlı sayıda ürün söz konusu olduğunda etkilidir ve karmaşık bir ekonominin temelini oluşturamaz.
  • Para bir eşya değildir, psikolojik bir kurgudur ve fiziksel olanı zihinsel olana çevirerek çalışır.
  • Para şu ana kadar yaratılmış en evrensel ve en etkili karşılıklı güven sistemidir. Bu güveni yaratansa çok karmaşık ve uzun vadeli bir politik, toplumsal, ekonomik ilişkiler ağıdır.
  • Sahte para basmak sadece hile yapmak değil, bir egemenliği çiğnemek, gücü, ayrıcalıkları ve kralın şahsiyetini tahrip etmeye cesaret etmek demektir.
  • Ticaret iki noktayı birleştirdiğinde, arz ve talep taşınabilir malların fiyatını eşitler.
  • Din bir şeye inanmamızı isterken, para başkalarının da bir şeye inandığına inanmamızı ister.
  • Para iki evrensel ilke üzerine kuruludur:
    • Evrensel dönüşebilme: Para bir simyacı gibi toprağı sadakate, adaleti sağlığa, şiddeti bilgiye çevirebilir.
    • Evrensel güven: Herhangi iki insan, paranın aracılığı sayesinde herhangi bir konuda işbirliği yapabilir.
  • Para toplulukların, dinlerin ve devletlerin duvarlarını yıktıkça, dünyanın kocaman ve ruhsuz bir pazara dönüşme tehlikesi artmaktadır.
  • Zerdüştler dünyayı iyi tanrı Ahura Mazda’yla kötü tanrı Ehrimen arasında geçen kozmik bir savaş olarak görür.
  • Eğer zihin keyifli ya da can sıkıcı bir şeyler yaşadığında bu olayları oldukları gibi kabul ederse, o zaman acı doğurmaz. Eğer üzüntüyü, üzüntüden kurtulmayı dileyerek yaşamazsanız gene üzüntü hissetmeye devam edersiniz, ama bundan acı çekmezsiniz, hatta üzüntüde bile bir zenginlik bulabilirsiniz. Eğer mutluluğu, mutluluğun uzayıp yoğunlaşabileceği ihtimalini düşünmeden yaşamayı başarabilirseniz, akıl sağlığınızı kaybetmeden bu mutluluğu hissedebilirsiniz.
  • Arzular acı çekmeye sebep olur, acı çekmekten tamamen kurtulmanın tek yolu da arzu duymaktan tamamen kurtulmaktır. Bunu yapmanın tek yolu da gerçekliği olduğu gibi yaşaması için zihni eğitmektir.
  • Liberal hümanizmin bireysel özgürlüğü hedeflerken, sosyalist hümanizm tüm insanlar arasına eşitliği hedefler.
  • Tarihteki her an bir dönüm noktasıdır. Geçmişten bugüne tek bir yol gelir, ancak bugünden geleceğe giderken çatallaşarak sonsuz sayıda seçenek sunar.
  • “Nasıl”ı tarif etmekle “neden”i açıklamak arasındaki fark nedir? “Nasıl”ı tarif etmek, birbirini izleyen belirli bir olaylar dizisini yeniden kurmaktır. “Neden”i açıklamak ise, diğer bütün olayları hariç tutarak bu olaylar dizisinin meydana gelişindeki sebep sonuç ilişkilerini bulmaktır.
  • Herkesi insanların iyiliği için çalıştığına inandıran milliyetçilik virüsünün, insanlardan çok kendisine faydası vardır.

Bilimsel Devrim

Bilimsel devrim

  • Geçtiğimiz beş yüz yıl, insan hakimiyetinin daha önce görülmemiş olağanüstü bir yükselişine tanık oldu. 1500 yılında dünyada yaklaşık 500 milyon Homo sapiens vardı. Bugünse bu sayı tam 7 milyardır. 1500 yılında insanlar tarafından üretilen toplam mal ve hizmetlerin bugünkü dolar üzerinden değeri yaklaşık 250 milyardı, bugünse yıllık üretim yaklaşık 60 trilyon dolar. 1500 yılında insanlar günde 13 trilyon kalori enerji tüketirken, bugünkü enerji tüketimi günde 1500 trilyon kalori. (Bu rakamlara dikkat edin, insan nüfusu 14 kat artmasına karşın üretim 240, enerji tüketimiyse 115 kat artmış durumdadır.)
  • Ignoramus (Bilmiyoruz)
  • Hem bilim insanı hem de fatih, işe ilk önce cehaletlerinin farkına vararak başladılar, ikisi de “uzaklarda ne olup bittiğini bilmiyorum.” dedi ve ikisi de yeni keşifler yapma ihtiyacını hissetti; sonuç olarak, her ikisi de keşfedecekleri bu yeni bilginin onları dünyanın efendileri yapmasını umuyorlardı.
  • 19. yüzyılın tamamı ve 20. yüzyılın başı boyunca sayısı beş binden az İngiliz bürokrat, 40-70 bin arası asker ve belki yüz bine varan İngiliz işadamı, onların yardakçıları, eşleri ve çocukları toplam 300 milyon Hintliyi yönetmeye yetiyordu.
  • Bilim insanları emperyal projeleri pratik bilgiyle, ideolojik gerekçeyle ve teknolojik oyuncaklarla donattılar.
  • Kredi, gelecek karşılığında bugünü inşa etmemize imkan sağlar, gelecek kaynaklarımızın bugünkü kaynaklarımızdan çok daha fazla olacağı varsayımının üstüne kuruludur. Gelecekteki gelirimizi şimdiki zamanda bir şeyler yapmak için kullanınca yeni ve harika fırsatlar ortaya çıkabilir.
  • Geçtiğimiz beş yüz yıl boyunca, ilerleme fikri insanların geleceğe giderek daha fazla güvenmelerini sağladı. Bu güven krediyi ortaya çıkardı, kredi gerçek ekonomik büyümeyi, büyüme de geleceğe olan güveni güçlendirdi ve daha fazla kredi verilmesinin yolunu açtı.
  • “Üretimin karı üretimi arttırmaya yatırılmalıdır.”
  • Emperyal kapitalizmin sihirli döngüsü buydu: Kredi yeni keşifleri finanse ediyordu, keşifler kolonilerin kurulmasını sağlıyordu, koloniler kar getiriyordu, kar güven sağlıyordu, güven de daha fazla kredi anlamına geliyordu.
  • Bugün bir ülkenin kredi derecelendirme notu, o ülkenin ekonomik refahından ve doğal kaynaklarından ok daha önemlidir. Kredi notları, bir ülkenin borçlarını ödeyebilme olasılığını gösterir; saf ekonomik verilere ek olarak siyasi, toplumsal hatta kültürel etmenler bile dikkate alınır.
  • Atlantik’teki köle ticareti, nasıl Afrikalılara yönelik bir nefretten doğmadıysa, modern hayvan sanayisi de hayvan düşmanlığından kaynaklanmaz. Köle ticaretinde olduğu gibi, kayıtsızlıktan kaynaklanır. Et, süt ve yumurta üreten ve tüketen çoğu insan, etlerini veya ürünleri yedikleri bu tavukların, ineklerin ve domuzların akıbetini düşünmez.
  • Tüketimcilik popüler psikolojiyle de el ele vererek (Just do it) insanları düşkünlük ve hazzın iyi, tutumluluğun ise kişinin kendisini baskılaması olduğunu düşündürmek için çok uğraştı.
  • Nihayet başarılı oldu ve bugün hepimiz çok iyi tüketicileriz. Daha dün varlığından bile haberdar olmadığımız ve ihtiyacımız olmayan sayısız ürünü satın alıyoruz.
  • Trenler eski araçlardan çok daha hızlıydı, bu yüzden yerel saatler arasındaki tuhaf farklar ciddi sıkıntı yaratıyordu. 1847’de İngiliz tren şirketleri kafa kafaya vererek o andan itibaren tüm tren çizelgelerinin Liverpool, Manchester veya Glasgow’un yerel saatlerine göre değil, Greenwich Gözlemevi saatine göre ayarlanmasını kararlaştırdılar. Giderek daha fazla sayıda kurum tren şirketlerinin kararını uygulamaya başladı Nihayet 1880’de İngiliz hükümeti daha önce eşi görülmemiş bir yasa çıkararak İngiltere’deki tüm zaman çizelgelerinin Greenwich’e göre düzenlenmesini zorunlu kıldı. (İlk ulusal saat)
  • Dolabımda iki yıldır duran un, yağ ve şekeri kullanarak pasta yapmam, pastanın iki yıllık olduğu anlamına gelmez.
  • Savaş daha az karlıyken barış ise her zamankinden daha kazançlı; geleneksel ekonomilerde uzun mesafeli ticaret ve yabancı yatırımları yok gibiydi, bu yüzden de barışı sürdürmek savaşın maliyetinden kaçınmak dışında fayda sağlamıyordu.
  • Mutluluğun genel olarak kabul edilen tanımı, “öznel iyi olma hali”dir. Bu görüşe göre mutluluk, insanın kendi içinde hissettiği bir şeydir: ya o anda hissedilen bir haz veya hayatın akışıyla ilgili uzun dönemli bir memnuniyet.
  • Kimse lotoyu kazandığı, yeni bir ev aldığı, terfi ettiği veya gerçek aşkı bulduğu için mutlu olmaz, İnsanlar sadece vücutlarındaki keyif veren hisler sayesinde mutlu olurlar.
  • Sezgisel olarak, hemen bankerin köylüden çok daha mutlu olacağını düşünürüz, oysa ki mutluluğumuzu belirleyen şey, çamurdan kulübeler, lüks daireler ve Champ Elysees değil, serotonindir.
  • “Mutluluk içimizde başlar.” Para, toplumsal statü, plastik cerrahi, güzel evler, iktidar konumları, bunların hiçbiri size mutluluk getirmez, uçup gitmeyen gerçek mutluluk sadece serotonin, dopamin ve oksitosin sayesinde olur.
  • Mutluluk belki de, bir insanın anlamla ilgili sanrılarını, hakim kolektif sanrılarla uyumlu hale getirmesidir. Kişisel hikayelerimiz, etrafımızdakilerin hikayeleriyle uyumlu olduğu sürece hayatın anlamlı olduğunu ileri sürebilir ve bu bilinçle mutlu olabiliriz. Bu aslında oldukça üzücü bir sonuç; mutluluk gerçekten kendi kendini kandırmaya mı bağlıdır?
  • İnsanlar şu veya bu hazzı duyumsarken değil, tüm bunların geçici olduğunu anlayıp özümsediklerinde ve daha fazlasını istememeyi başardıklarında acı çekmekten özgürleşirler; Budist meditasyonun da hedefi budur.
  • 2005’te kurulan Human Brain Project (İnsan Beyni Projesi) beyindeki sinir ağlarını temsil eden elektronik devrelerle dolu bir insan beyninin tamamını bir bilgisayarın içinde yeniden yaratmayı hedefliyor. Projenin yöneticisi, eğer yeterince mali destek verilirse, on ya da yirmi yıl içinde bir bilgisayarın içinde yer alan ve bir insan gibi konuşup davranabilen yapay bir insan beynine sahip olabileceğimizi söylüyor. Ayrıca bu proje 2013’te Avrupa Birliği’nden 1 milyar avro ödenek aldı.
  • Tarih bize, hemen önümüzde duruyor gibi görünen şeylerin öngörülmeyen engeller yüzünden gerçekleşemeyebileceğini ve onların yerine bambaşka, hayal bile edilemeyen senaryoların devreye girebileceğini öğretmiştir.
  • Bizden cevap bekleyen en önemli soru, “Neye dönüşmek istiyoruz?” değil “Neyi istemek istiyoruz?”.
  • Ne istediğini bilmeyen, tatminsiz ve sorumsuz tanrılardan daha tehlikeli bir şey olabilir mi?

Bir Cevap Yazın