walden_ormanda_yasam

Walden ya da Ormanda Yaşam (Henry David Thoreau, Çeviren: Levent Özşar)

Walden, Henry David Thoreau‘un 28-30 yaşları arasında yaşadığı göl kulübesi gözlemlerini yansıtıyor. Yalnızca çevresini değil dünya bakış açısını da harmanlayarak Walden ve Ormanda Yaşam kitabını ortaya çıkartıyor.

Walden gölü etrafındaki bu 2 senelik yaşamı günümüzden yaklaşık 175 sene öncesine dayanıyor. Yani kitapta anlattıkları belki özlem duyulan, istenen, gerçekleştirilebilir bir durum olabilir. Ancak günümüz şartları düşünüldüğünde gölü bırakın herhangi bir yere izinsiz çadır bile kuramıyorsunuz.

Thoreau’nun anlatımı iyi, akıcı, hızlı okunmazsa yer yer sıkıcı, dünya görüşü ve karşılaştırmaları etkileyici. Minimalist bir yaklaşımı var. Vergi ödemeyi reddediyor. Walden gölü yanında kendi yaşam alanı olan kulübeyi tek başına inşa ediyor. İki yılını burada geçiriyor.

Ormandaki Yaşam kitabında içerik 18 bölüme ayrılmış durumda.

Sivil İtaatsizlik makalesi ile de ünlü olan Thoreau birçok kişiye ilham kaynağı olmuştur.

walden_golu

Walden ya da Ormanda Yaşam kitabından altını çizdiklerim:

Tutumluluk

  • Ötekilere göre daha özgür olan bu ülkede bile, nice kişi, salt bilgisizlikten, yanılgıdan ötürü, uyduruk kaygılara, kaba saba işlere kendini öyle kaptırır ki, yaşamın en güzel meyvelerini toplayamaz olur.
  • Gerçekten de çalışan insan, gün geçtikçe gerçek bir bütünlüğe vakit bulamaz olur. Bir makinadan başka bir şey olmaya vakti yoktur.
  • Kara günde kullanılacak bir şeyler biriktirmek için; eski bir sandıkta, bir çorabın içinde, bir kaplamanın arkasında ya da daha güvenlisi tuğla bir bankada bir şeyler saklayabilmek için kendinizi hasta ediyorsunuz. Biriktirdiklerinizin az ya da çok olmasının, onları nerede sakladığınızın önemi yok.
  • Yaşlılık, kaybettirdiği ölçüde kazandırmadığı için, yaşlı kişi öğretmenlik için gençten daha elverişli değildir.
  • Bu gezegende 30 yıl yaşadım, şimdiye dek büyüklerimden değerli ya da doğru bir öğüdün ilk hecesini duymadım.
  • İşte yaşam, onun büyük bir bölümünü yaşamadığım doğru; ama şimdiye dek onların yaşadıklarının da bana yararı olmadı.
  • İnsanoğlunun yetenekleri hiçbir zaman ölçülemedi; bugüne değin yaşayanların yaptıklarına bakarak bundan sonra yapılabilecekler üzerine yargı veremeyiz.
  • Her kuşak, önceki kuşağın girişimlerini karaya oturan tekneleri bırakır gibi terk eder.
  • Yaşam için gerekli şeyleri elde ettiğinizde, gereksiz şeyler elde etmekten başka bir seçenek de vardır. Açıkçası insanın yaşamda maceraya atılma, mütevazı işinden, tuzağından ayrılıp izne çıkma günü gelmiştir artık.
  • Her kuşak eski modalar güler; ama yeniyi de sofuca izler.
  • Uygarlığın insanın koşullarında gerçek bir ilerleme olduğu ileri sürülüyorsa (uygarlığın insanlığın koşullarında bir ilerleme olduğuna ben de inanıyorum, ancak bu gelişmeden yalnızca bilgeler yararların) onun daha ucuza daha iyi konutlar ürettiği kanıtlanmalı. Bir şeyin maliyeti, hemen ya da uzun sürede, onun karşılığında vermem gereken yaşamımın miktarıdır.
  • Çiftçi ev edindiğinde zenginleşmek bir yana daha da yoksullaşabilir, ev onun sahibi olabilir.
  • Bir sınıfın lüksü diğerinin yoksulluğu ile dengelenir.
  • Çağdaş insan kendi araçlarının aracı olmuş.
  • Bunca pahalı olsalar da insanlığın buluşlarının, sanayinin sunduğu üstünlükleri kabul etmenin daha iyi olduğu kesin.
  • İnsanların şu andaki aşağı, ilkel durumda kalmalarının nedeni de uyuşukluktan kurtulmamaları.
  • İnsan her iklime, bütün dış koşullara ötekilerden daha fazla uyum sağlayan bir hayvan.
  • Tanrı aşkına, mobilyalarımızı, ölü derimizi atıp kurtulmak yerine, niçin oradan oraya taşıyıp dururuz? Sonunda bu dünyadan, yeni döşenmiş olan ötekine gitmeyecek, geride kalanı yakılması için bırakmayacak mıyız?
  • Genelde olanaklı iş birliği son kertede kısmi, yüzeyseldir; var olan birazcık gerçek işbirliği, varlığı fark edilmeyen bir uyumdur. İnsanda inanç varsa her yerde aynı inançla işbirliği yapar, inanç yoksa, hangi topluluğa katılırsa katılsın dünyanın geri kalanı gibi yaşamayı sürdürür. İşbirliği, en yüce olduğu ölçüde en aşağı anlamda da ekmeğimizi birlikte kazanma demektir.
  • Yardımseverlik, insanlığın yeterince önemseyip değer verdiği tek erdemdir. Ne yazık ki, çok fazla önemsenmiştir, onu aşırı önemseyen de bizim bencilliğimizdir.

Nerede yaşadım, Ne için yaşadım

  • Uyanık olmak diri olmaktır.
  • Brahman: Evrendeki en son gerçeklik.
  • Tanrının kendisi şu anda birikmiştir; O, çağların geçişiyle daha fazla Tanrı olmaz kesinlikle. Yüce olanı, soylu olanı ancak bizi kuşatan gerçeği sürekli azar azar damıtarak, içimize sindirerek kavrayabiliriz. Evren, anlayışlarımıza her zaman uysalca yanıt verir; ister hızlı ister yavaş gidelim, geride iz bırakırız. Öyleyse yaşamımızı onu kavrayarak geçirelim.

Okuma

  • Okuma eğitimi, yaşamın neredeyse tümünün bu amaca yöneltilmesini gerektirir, bu sporcuların antrenmanına benzer. Kitapları okurken onları yazmak için verilen emek ölçüsünde emek vermek gerekir. İnsan onları kendini vererek okumalı.
  • Yazılı söz kutsal emanetlerin en seçkinidir.

Sesler

  • Geçimimizi her zaman el emeğimizle sağlasaydık; yaşamı, öğrendiğimiz en son, en iyi yaşama biçimine göre düzenleseydik canımız hiç sıkılmazdı. Dehanı yeterince yakından izle, o sana her saat taptaze bir umut gösterecektir.

walden_thoreau

Yalnızlık

  • Bütün gövde tek bir duyum kesilip, bütün gözenekleriyle hazzı emdiğinde bu keyifli bir akşamdır.
  • Hiçbir zaman her şey uyumaz.
  • Hiçbir şey yalın, yürekli bir adamın ağır bir üzüntüye kapılmasına neden olamaz. Mevsimlerle arkadaşlık ederken hiçbir şeyin yaşamı benim için bir yük durumuna getiremeyeceğinden kuşkum yoktu.
  • Birini ötekilerden ayıran, onu yalnız kılan, nasıl bir uzaklıktır?
  • Herhangi bir uyanış umudu, diriliş umudu ölü bir adam için bütün yerlerle zamanları farksız kılar. Bunun yaşanabileceği yer her zaman aynıdır, ayrıca da duyularımız için dile getirilemeyecek ölçüde hoştur. Bütün duyularımız için orada bulunmak dile getirilemeyecek ölçüde keyiflidir.
  • Zamanımın büyük bölümünü yalnız geçirmeyi sağlıklı buluyorum. En iyi topluluğun içinde bulunmak bile çok geçmeden usandırıcı, tüketici olur. Yalnız olmayı severim, yoldaşlık etmeye onun kadar uygun bir arkadaşım daha olmadı hiç. Çoğu kez, insan içine çıktığımızda kendi odamızda oturduğumuz zamandan daha yalnızız. Düşünen ya da çalışan biri hep yalnızdır. Bırakın nerede isterse orada dursun.

Konuklar

  • Evimde üç sandalyem var, birincisi yalnızlık için, ikincisi dostluk için, üçüncüsü toplum için. Konuklar daha fazla olduğunda, sayıları beklenenden çok olduğunda, sayıları beklenenden çok olduğunda hepsi için bir tek üçüncü sandalye vardır.
  • Size duyulan saygının verdiğiniz akşam yemeğine bağlı olması gerekmez.
  • Paflagonya: Türkiye’nin Batı Karadeniz kıyılarında, Kastamonu, Bartın illerinin kıyı bölgelerinde yer alan bir ülkeydi. Şimdiki gibi sık ormanlık, ulaşılması zor bir yerdi.
  • Katolik rahiplerin yerlileri eğitmekte kullandığı bir eğitim yöntemiyle ona yalnızca masum, boş şeyler öğretilmiştir. Bu eğitimle öğrenciye hiçbir zaman bilinç kazandırılmaz, ona sürekli inanması, saygı duyması öğretilir; çocuk, adam edilmez, çocuk bırakılır.
  • Parasız yaşayabilir misin? diye sorduğumda, paranın sağladığı kolaylığı, kurumların, para dünyasının kökenini açıklayan en felsefi yorumla örtüşen bir biçimde gösterdi: Bir öküzü olsa, pazardan iğne iplik almak istese, hesabı ödemek için, her defasında hayvanın bir bölümünü rehin bırakmasının hem zor hem de olanaksız olacağını düşünüyordu.
  • Bir adam canlıysa ölme tehlikesi her zaman vardır. Gelin görün ki yarı ölü, yarı dirilerde bu tehlikenin en baştan daha düşük olduğu da kabul edilmeli. İnsan yaşadığı ölçüde riske girer.

Fasulye Tarlası

  • Bilmediğimiz bir şey canımızı sıkarken, insanda ya da doğada bir cömertliği kavramak; katıksız, kahramanca bir sevinci paylaşmak bize her zaman iyi gelir. Bu eklemlerimizin katılığını alır, esnek kılar; umutlandırır bizi.
  • Sincaplar, orman o yıl kestane verecek mi vermeyecek mi diye kaygılanmaz. Gerçek çiftçi de onlar gibi kaygısız olmalı. Her gün işini bitirmeli, tarlasındaki ürün konusunda bütün alacaklarından vazgeçmeli, aklında ilk meyvesini değil son meyvesini de kurban etmeli.
  • Anadolu’da buğday tarlaya serpilirken kurda, kuşa, aşa diye savrulurmuş.

Köy

  • Eskiden yelkenli gemilerde uygulanan bir ceza. Tayfalar iki sıra oluşturuyor, suç işleyen gemici bir uçtan ötekine koşarken öteki tayfalar ona vurabildikleri kadar vuruyorlardır.
  • Orman, sıradan bir gecede bile sanıldığından daha karanlık olur.
  • Yorgun yolcu evimde dinlenip, ocağımda ısınabildi; okumayı sevenler masamda duran birkaç kitabı okuyarak tam anlamıyla hoşça vakit geçirebilirdi.
  • Herkes benim o dönemde yaşadığım gibi yalın yaşasa insanlar ne hırsızlık ne de soygun bilirdi. Bunlar ancak birilerinin gereğinden fazlasına sahip olduğu, diğerlerinin yeterli olandan azına sahip olduğu toplumlarda vardır.

Göller

  • Yerliler kutsal şeyler konusunda öyle ileri geri konuşmuşlar ki günün birinde tepe sarsılmış, sarsılmış sonra da birdenbire batıvermiş. Batan tepeden yalnızca Kızılderili bir kadın kurtulmuş. Kadının adı Walden’miş. İşte gölün adı buradan gelirmiş.
  • Bir göl, görünümün en güzel, en etkileyici parçasıdır. Yeryüzünün gözüdür. Ona bakan, kendi doğasının derinliğini ölçer. Kıyıdaki ağaçlar, bu gözün ince kirpikleri; dolayını kuşatan ormanla kaplı tepeler, kayalıklar onun sarkık kaşlardır.
  • Emeklerine, her şeyin bir fiyatı olduğu çiftliklerine saygım yok. Kar edebileceklerini bilseler manzarayı da Tanrıyı da pazara götürüp satacak kişilere, pazara asıl tanrısını kazanmaya gidenlere saygım yok. Tarlalarında bedava hiçbir şey yetişmez, tarlaları ürün, ağaçları meyve değil dolar verir; çayırlarında çiçek yerine dolar açar; onların her şeyi dolar üretir.

Baker Çiftliği

  • Yaşamı gelişigüzel ele almak bir deve dikenini gelişi güzel kavramaya benzer. Aşırı dezavantajlı konumda savaşıyorlar.

Yüksek yasalar

  • Bir an önümdeki patikada gezinen bir dağ sıçanı ilişti gözüme. İçimden yabanıl bir sevinç ürpertisi geçiverdi. O an açlıktan değil, onun sergilediği yabanıllıktan, sıçanı yakalayıp çiğ çiğ yemek istedim.
  • Birçok bakımdan yalın yaşamak, zoru başarmak daha güzel görünüyor.
  • Şu da var ki, ben öyle kolay kolay iğrenmem. Arada bir, gerekirse tadına var vara kızarmış bir fare yediğim oldu. İçmek için su yeter bana. Kendi doğal göğümü afyon yutanların cennetine yeğlerim.
  • Yediğinin tadına varan biri hiçbir zaman obur olamaz. Yediğinin tadına varmayan ise ister istemez obur olur.
  • Erdemle erdemsizlik arasında bir an bile ateşkes yoktur.
  • Faun: yarı insan yarı keçi olan orman cinleri.

Henry David Thoreau

Evin ısınması

  • Güneşte ısınmak yapay ateşle ısınmaktan çok daha sağlıklı, çok daha hoştu.
  • Walden 1845 yılının 22 Aralık gecesi büsbütün dondu.
  • Ben gitsem de evim boş kalmazdı. Orada ateşle ben yaşıyorduk, bakıcım genellikle güvenilirliğini kanıtladı.

Önceki yerleşimciler; Kış konukları

  • Yürüyüşlerimde haftalarca hemen hemen kimseyi görmezdim.
  • Eski bir şehrin üzerine yenisini kurmak zorunlu olmadan önce dünya batacaktır zaten. Böyle anılarla ormanı yeniden insanların yaşadığı bir yer durumuna getirdikten sonra sakince uyudum.
  • İnsanın gerçek bir dostu; insanlığın ilerlemesinin neredeyse tek dostu. Koca Ölümlülük, daha doğrusu, Ölümsüzlük, Tanrının insan gövdesine kazınan görüntüsünü tükenmez bir sabırla, inançla belirginleştirir; oysa insanlarda Tanrı çarpık, yan yatmış mezar taşlarına dönüşmüştür.

Kış hayvanları

  • Avcılardan biri bana bir zamanlar köpeklerden kaçan tilkinin, erimiş buzla kaplı Walden’a daldığını, gölün ortasına yüzüp yeniden aynı kıyıya döndüğünü gördüğünü söyledi. Çok sonra köpekler oraya geldiklerinde tilkinin kokusunu yitirmişler.

Kışın göl

  • Balıkçıların yaşamları, doğanın içine doğa bilimcinin incelemelerinden, araştırmalarından daha çok girer. O, doğa bilimcinin konusunun ta kendisidir. Doğa bilimci böcek bulmak için bıçağının ucu ile ağaç kabuklarını, yosunları usul usul kaldırır. Oysa balıkçılar baltalarıyla kütüğü göbeğine kadar yararlar. Bu arada çevreye yosunlar, ağaç kabukları uçuşur. O, ağaç kabuklarını soyarak geçinir.
  • Doğanın bütün yasalarını bilseydik, belli bir noktada bütün sonuçları çıkarmak için bir olgu ya da bir olgunun betimlemesi yeterdi. Şimdi bildiğimiz birkaç yasa var. Sonuçlarımızın doğru çıkmamasının nedeni ise, kuşkusuz doğanın belirsizliği ya da düzensizliği değil, hesaplamanın en önemli öğelerini bilmiyor oluşumuz. Yasa, uyum kavramlarımız çoğu kez gördüğümüz örneklerle sınırlı. Gelgelelim, henüz bilmediğimiz, sayısı bildiklerimizden daha çok olan, görünüşte çatışan ama gerçekte birbiriyle uyumlu olan yasalardan kaynaklanan uyum çok daha harika. Tek tek yasalar bizim bakış açılarımızdır. Oysa ortada bir tek dağ olsa bile onun çizgileri gezginin gözünde her adımda değişir; sayısız profil vardır. Dağı yarmakla, oymakla bile onu bütünlüğünde kavrayamayız.

İlkyaz

  • Buzdaki hava kabarcıkları da büyüteç etkisi yaparak buzu eritiyor.
  • Yeryüzü bir kitabın yaprakları gibi üst üste gelen tabakalardan oluşan, jeologların, eskiye meraklı kişilerin araştıracağı ölü tarihin bir parçası değil yalnızca. Yeryüzü, bir ağacın çiçeklerden, meyvelerden önce gelen yaprakları gibi diri bir şiir. Taşıl değil diri bir yeryüzü.

Sonuç

  • Gözlerini içine çevir, usunda keşfedilmemiş bin tane bölge bulacaksın. Gez onları yurdunun kosmografya uzmanı ol.
  • Yeni yeni kanallar açın; ama tecim kanalları değil, düşünce kanalları olsun bunlar. Her insan bir ülkenin kralıdır. Bu ülkenin yanında çarın imparatorluğu küçük bir devlet, buz eridiğinde ortaya çıkan tümsek gibi kalır. Kendine saygı duymayan biri yurtsever olabilir, daha az için daha çoğu kurban edebilir. Kendilerine mezar olan toprağı sevseler de kendi killerini canlandıran ruhlarını sevmiyorlar. Yurtseverlik bunların kafasında bir kurtçuktur.
  • Düşmanla savaşan bir askere, yol kesen bir haydudun cesaretinin yarısının bile çok geleceğini, onurun da dinin de, iyi düşünülerek verilen sağlam bir kararın yolunda hiçbir zaman durmayacağını bildirir Mirabeau. Toplumun kutsal saydığı şeylere karşı çıkmak yiğitliktir. Dünya var olalı beri bu böyle oldu.
  • İnsan güvenle düşlerinin yolunda ilerler, yaşamı tasarladığı gibi yaşamaya çabalarsa sıradan saatlerde beklenmedik bir başarıya kavuşur. Bu kişi bir şeyleri geride bırakacak, görünmez sınırları geçecek; onun içinde, çevresinde yeni yeni evrensel, daha özgür yasalar buyruk yürütmeye başlayacak; ya da eski yasalar genişleyecek; ondan yana daha özgür bir anlamda yorumlanacak; var olanların daha yüksek bir düzeninde yaşama izni alacaktır. İnsan yaşamını yalınlaştırdığı oranda evrenin yasaları daha az karmaşık görünecektir.
  • En ortak anlayış, uyuyan adamların anlayışıdır, onlar bunu horlayarak dile getirir. Bazen yarım akıllılarla bir buçuk akıllıları aynı kefeye koyma eğilimindeyiz. Çünkü onların aklının ancak üçte birini değerlendiriyoruz.
  • Bırakalım herkes kendi işiyle uğraşsın, yapabileceğini yapmaya, olabileceğini olmaya çalışsın.
  • Yöneldiğimiz şeylerin koşulları yoksa, onların yerine başka bir gerçeklik koyabilir miyiz? Yalancı bir gerçeklikte batan gemiler olmayalım.
  • Aklımız başımızdayken yalnızca olgulara, açıkçası durumlara bakarız. İçinden geleni söyle, söylemen gerekeni değil. Her hakikat kandırmadan daha iyidir.
  • Yaşamdan ne anlıyorsanız onunla buluşup onu yaşayın. Yaşamdan uzak durmayın, ona zor adlar vermeyin. O sizin kadar kötü değildir. Kusur bulucu cennette bile kusur bulur. Yoksulken yaşamınızı sevin. Belki yoksul bir evde de mutlu, içinizi sevinçten titretecek, eğlenceli saatler yaşayabilirsiniz. Batan güneş yoksulların penceresinde varlıklıların penceresindeki gibi parlaktır. Yoksulun kapısındaki kar da varlıklınınki kadar erken erir.
  • Yaşam kemiğe yakın olduğu yerde en lezzetlidir.
  • Para, ruha gerekenlerden birini bile satın almak için gerekli değildir.
  • Beni en güçlü biçimde, en doğru biçimde kendine çeken şeyin çekimine kapılmayı, ona yaklaşıp gereken ağırlığı vermeyi severim. Onun önemini azaltmaya, değerini düşürmeye çalışmam. Bir durumu kafamda kurmam, onu olduğu gibi kabul ederim.
  • Göz kamaştıran ışık bizim için karanlıktır. Ancak biz uyandığımızda gün ışır. Tan sökümünde daha çok gün var güneş bir sabah yıldızıdır yalnızca.

Bir cevap yazın